Yazıyla kurulan dünya

Edebiyat

Özel deneyime kamusal bir biçim veren yazarlar, cümleler ve anlatı buluşları.

246 kayıtSayfa 2 / 11Bağlam ve kaynaklarla

Bu odada

Konunun yan yollarına sapın.

Kartlar hem konu hem ruh hâli üzerinden birbirine bağlanır. Aşağıdaki sırayı izleyin ya da arşivin komşu bir köşesine geçin.

27Azim
183Dinginlik
52Merak
Q0144
DinginlikEdebiyat

Hayat yakından bakıldığında bir trajedi, uzaktan bakıldığında bir komedidir.

Chaplin’in kendi komedi anlayışını özetlediği, röportajlarında yinelediği ve 1977’de ölümünün ardından dünya basınında dolaşan sözü. Sinema dilini hayat bilgeliğine çevirir: Yakın planda bir düşüş, bütün kareyi dolduran bir acıdır; genel planda ise aynı düşüş komediye dönüşür. Mesafe — ister kamerada ister zamanda — trajedinin türünü değiştirir.

Q0147
DinginlikEdebiyat

Hayat, bir denizanası için bile güzel ve muhteşem bir şeydir.

Chaplin’in Sahne Işıkları’nda (Limelight, 1952) canlandırdığı yaşlı kabare palyaçosu Calvero’nun, umudunu yitirmiş genç dansçıyı hayata döndürmeye çalışırken söylediği replik. Denizanası düşünceye oyunbaz bir hava katar, ama sahne ölesiye ciddidir: Calvero intihara karşı konuşmaktadır. Hayatın görkemi, der; mevkiye, başarıya, hatta anlamaya bile bağlı değildir — yaşayan her canlı için oradadır.

Q0148
DinginlikEdebiyat

Anlamı ne yapacaksın? Hayat bir arzudur, bir anlam değil.

Sahne Işıkları’nda (1952) genç dansçı Terry hayatın amaçsız ve anlamsız olduğunu söylediğinde Calvero’nun verdiği yanıt: “Anlamı ne yapacaksın? Hayat bir anlam değil, bir arzudur. Arzu, bütün hayatın temasıdır!” Chaplin burada alaycı değildir; varoluşun kendini bir tez gibi kanıtlaması gerektiği fikrine itiraz eder. Calvero ekler: Gül de yalnızca gül olmayı arzular.

Q0150
DinginlikEdebiyat

Mutsuz evliliklere yol açan şey sevgi eksikliği değil, dostluk eksikliğidir.

Nietzsche’nin büyük aforizma kitabı İnsanca, Pek İnsanca’dan (1878). Bitmiş evliliklerin romantik açıklamasına karşı çıkar: Bağı tutku başlatabilir; ama iki insanın ilk yoğunluk biçim değiştirdikten sonra da buluşmayı sürdürmesini sağlayan şey dostluktur — konuşmayı sürdürebilmek, birbirine ilginç kalabilmek. Kitabın başka bir yerinde öğüdü nettir: Evlenmeden önce sorun — bu insanla yaşlılıkta da sohbet etmekten keyif alacak mıyım?

Q0151
DinginlikEdebiyat

Ruh huzuru ve mutluluk için çabalamak istiyorsan, inan. Gerçeğin öğrencisi olmak istiyorsan, sorgula.

Sahici Nietzsche — üstelik şaşırtıcı derecede erken: Bunu yirmi yaşında, teolojiyi neden bıraktığını açıkladığı, kız kardeşi Elisabeth’e yazdığı mektupta (11 Haziran 1865) kaleme aldı — “Ruh huzuru ve mutluluk istiyorsan inan; hakikatin müridi olmak istiyorsan sorgula.” Sonraki bütün felsefesinin tohumu buradadır: Huzur ile hakikat farklı bedeller ister ve ciddi bir zihin hangi faturayı ödediğini bilmelidir.

Q0152
DinginlikEdebiyat

Biz, rüyaların yapıldığı maddeyiz.

Bu söz Fırtına’da, maskeli oyun dağıldıktan sonra Prospero tarafından söylenir. Shakespeare tiyatroyla faniliği birbirine bağlar: saraylar, oyuncular, hatta dünyanın kendisi sahne yanılsaması gibi dağılır; insan ömrü ise uykuyla çevrilir.

Q0154
DinginlikEdebiyat

Gerçek aşkın yolu hiçbir zaman pürüzsüz olmamıştır.

Bu söz Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda Lysander’a aittir; âşıkların karmaşası komik bir kaosa dönüşmeden önce söylenir. Kalıcı olmasının nedeni, aşkın zorluğunu neredeyse hikâyenin yasası gibi kurmasıdır: aşk nadiren düz, itaatkâr bir çizgide ilerler.

Q0155
DinginlikEdebiyat

Aşk gözlerle değil, zihinle bakar.

Bu söz Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda Helena’nın arzunun akıldışılığını düşünürken söylediği dizelerdendir. Shakespeare Cupid’in körlüğünü psikolojik hâle getirir: aşk yalnızca bakmaz; hayal eder, dönüştürür, mazur görür ve bazen yanlış tanır.

Q0156
DinginlikEdebiyat

Kısalık, nükteciliğin ruhudur.

Bu söz Hamlet’te Polonius tarafından söylenir; bu yüzden lezzetli biçimde ironiktir: kısalığı öven kişi oyunun en lafı uzatan karakterlerinden biridir. Alıntı, sahnedeki bağlam hatırlanınca güçlenir; Shakespeare bilgelikle kendini ele vermeyi aynı cümlede buluşturur.

Q0158
DinginlikEdebiyat

Güzel bir şey, sonsuza dek bir sevinçtir.

Bu söz Keats’in 1818’de, henüz çok gençken yayımlanan Endymion adlı uzun şiirinin ilk dizesidir. Şiir iddialı ve yer yer dengesizdir; ama ilk dize kalıcıdır, çünkü Romantik güzellik inancını besin gibi kurar: güzellik süs değil, içsel yenilenmenin uzun ömürlü kaynağıdır.

Q0159
DinginlikEdebiyat

Umut, tüylü bir şeydir.

Bu söz Dickinson’ın Johnson numaralandırmasında 314. şiiri olan ‘Hope is the thing with feathers’dan gelir; en berrak metaforlarından biridir. Umut, ruhun içinde küçük bir kuşa dönüşür: sözsüz ama inatçı, hayatın havası sertleştiğinde sesi daha çok duyulan bir kuş.

Q0160
DinginlikEdebiyat

Ruh kendi yoldaşını seçer.

Bu söz Dickinson’ın genellikle ‘The Soul selects her own Society’ adıyla bilinen şiirinden gelir. Ruh egemen ve seçici olarak düşünülür: imparatorlara bile kapısını kapatabilir; ilişki sayısını değil, ilişkinin derinliğini seçer.

Q0161
DinginlikEdebiyat

Olasılıkta yaşarım.

Bu söz Dickinson’ın 466. şiiri ‘I dwell in Possibility’den gelir; şiirde şiir, düzyazıdan daha geniş bir eve dönüşür. ‘Olasılık’ belirsiz iyimserlik değildir; daha çok penceresi, daha geniş kapıları ve gökyüzünden çatısı olan hayal gücü mimarisidir.

Q0165
DinginlikEdebiyat

Yarı ıstırap, yarı umut içindeyim.

Bu söz Austen’ın İkna romanındaki Yüzbaşı Wentworth mektubundan gelir; İngiliz romanının en güçlü aşk mektuplarından biridir. Etkisi, tutulan duygunun kırılmasından doğar: yıllarca süren gurur, yanlış anlama ve sessizlikten sonra his sonunda tam kelimelerini bulur.

Q0166
DinginlikEdebiyat

Kalp inceliğine denk bir çekicilik yoktur.

Bu söz Jane Austen’ın Emma romanından gelir. Basit görünür; fakat Austen dünyasında şefkat yalnızca yumuşaklık değildir. Şefkat ahlaki zekâdır: bir başkasını kibir, yönlendirme ya da toplumsal gösteri olmadan görebilme yetisi.

Q0168
DinginlikEdebiyat

Tüm hayatım boyunca ait olabileceğim bir yer bulmaya çalıştım ve tüm hayatım boyunca böyle bir yerin var olmadığını bildim.

Bu söz internette yaygın biçimde Jean-Paul Sartre adıyla dolaşır; ancak yayımlanmış eserlerinde bulunamamıştır, dolayısıyla atıf belirsizdir. Duygu yine de sahiden varoluşçudur: Sartre insanın “özgürlüğe mahkûm” olduğunu söylüyordu — sonunda zahmetsizce yerimize oturacağımız hazır bir yer yoktur. Aidiyet bulunmaz; kurulur, yıkılır, yeniden kurulur.